4 Mayıs 2009 Pazartesi

Köye Bahar Geldi....

Bu haftasonu birkaç ay önceden planladığımız köy gezimizi apar topar bir şekilde gerçekleştirdik. Havaların dengesizliği nedeniyle gidip gitmeme konusunda kararsızdık cuma sabahı havayı iyi görünce gitmeye karar verdik. Gittiğimiz köy, arkadaşım Fahriye' nin (namı değer sarı teyze) köyüdür. Annesi , babası ve birçok akrabası bu köyde yaşıyorlar. Bizim ise 3 veya 4. gidişimiz oldu. Burası Çanakkale-Biga' ya bağlı ve bir Çerkez köyü olan Aşağıdemirci köyü. Hem Fahriye' nin ailesi hem de köy halkı o kadar sıcak insanlar ki kendimizi orada hiç yabancı hissetmiyoruz. Hava biraz serin ve biraz yağışlı olmasına rağmen genel olarak açıktı. Köyün tadını bol bol çıkardık. Duru ineklerle haşır neşirdi en çok. Tavukları koşturdu, kediyi besledi, erik topladı. Bol bol taze sağılmış süt içti. Yumurtanın nasıl bu kadar sarı olabildiğine şaşırdı. Bahçeden taze koparttığımız soğan ve sarımsakları yemiş olan bana bakarak shreek gibi kokuyorsun dedi :) Isırgan topladık hep beraber, arkadaşımın okuduğu ilkokulu gezdik. Okul,yıllardır kullanılmıyor. 2 dersliği var, birinde 1 ve 2. sınıflar, diğerinde 3,4 ve 5 ler okuyormuş. Öğretmenleri de aynı binada kalıyormuş. Okul şimdi kötü durumda, kilitlenmiş olan sınıflardan birini açıp girdik içeriye, sınıf köyün ardiyesi durumuna gelmiş. Kırılmış olan camdan bir gelincik koşarak geldi içeriye sonra baca deliğinden girip kayboldu. Birkaç sene öncesine kadar arkadaşımın kardeşi Alaattin'in öncülüğünde okulu boyayıp tadilatını yapmışlar. Burayı sergi alanı veya özel günlerde kullanılmak üzere toparlamışlar fakat bu çok uzun sürmemiş. Köyde iş ve eğitim nedeniyle genç - çocuk neredeyse yok. Tatillerde ve senede bir yaptıkları ve artık geleneksel hale gelmiş olan Kavuşma gününde herkes köyde buluşuyor. Biga'yı gezdirdi bize Fahriye. Küçük ama herşeyi olan bir yerleşim merkezi Biga. Bunca yıldır hiç kırmızı et yediğini görmediğim arkadaşım bizi köfteciye götürdü Biga' da. Neden başka yerdeet yemediğini anladım böylece. Dönüşte Gölyaka' ya da uğradık. O yolu her kullandığımızda hep merak ederdik Gölkaya' yı. Uluabat gölünde küçük bir yarım ada olan Gölyaka' da Tuna balığımızı da yiyerek yolumuza devam ettik. Son 3 resim eşimin makro çalışmalarıdır. İlk fırsatta tekrar gitmeyi çok istiyoruz köyümüze.

12 yorum:

Prima Rima dedi ki...

iNSANIN CANI KÖY ÇEKERMİ? BAKDIM BAKDIM CANIM KÖY ÇEKDİ:)

frambuazlı ruh pastasıyım dedi ki...

harika yaa, bir dahakine beni de cebinize sıkıstırsanızaaaa, biz küçük prensesle dagbayır gezeriz:P

Nalan dedi ki...

bayıdım ben buralara ..
benim canımda o kadar cok çayır,çimen,dağ,toprak çekiyoki anlatamam.
şu resimleri bile görmek içimi açtı

MAVİANNE dedi ki...

harika bir köymüş
yemyeşil
ne güzel zaman geçirmişsiniz
ne güzel

fullhouse dedi ki...

primarima, çekmez mi? bizim çekmişti. hala da çekiyor...

fullhouse dedi ki...

frambuazlı ruh pastası, aslında tam gezi düzenlenecek bir yer. Aklımdan geçmiyor da değil :)

fullhouse dedi ki...

sevgili nalan, orada olup sesleri de duymanı isterdim.

fullhouse dedi ki...

mavianne, gerçekten de öyle. Hele duru için unutulmaz anlar çok.

beyaz mendil dedi ki...

Çok güzel bir yermiş,bayıldım.Paylaşım için teşekkürler hayatım.Sevgilerimle

Cocukla Cocuk dedi ki...

muhteşem goruntuler bunlar ne guzel bir yermiş burası

fullhouse dedi ki...

Beyaz mendil, beğendiğiniz için ben teşekkür ederim.

fullhouse dedi ki...

çocukla çocuk, keşke bir de aslını görebilseniz.